Başarı korkusu: Kazananlar neden daha çok hata yapar?
Başarı, dışarıdan bakıldığında bir ödül gibi görünür. Alkış vardır, takdir vardır, güven vardır. Ama sporun içinden bakıldığında başarı, aynı zamanda ağır bir yüktür.
Başarı, dışarıdan bakıldığında bir ödül gibi görünür. Alkış vardır, takdir vardır, güven vardır. Ama sporun içinden bakıldığında başarı, aynı zamanda ağır bir yüktür.
Kazananlar için hata yapmak artık sıradan değildir. Her yanlış daha görünür, her eksik daha sert yargılanır.
Zirveye çıkan sporcu hata yaparken düşmez, sarsılır.
Başarı korkusu tam da burada başlar. Kaybetme korkusu değil, kazandığını kaybetme korkusu.
Kazanmaya alışan sporcu, riskle olan ilişkisini değiştirir. Daha önce onu zirveye taşıyan cesaret, yerini temkinli kararlara bırakır.
Çünkü artık soru ne kazanırım değil, ne kaybederimdir. Bu zihinsel kayma, oyunun doğasını bozar.
Kazananlar daha çok hata yapar çünkü oyunu serbestçe değil, kontrollü oynamaya çalışırlar. Kontrol arttıkça akış bozulur. Akış bozuldukça hata kaçınılmaz olur.
Bir de beklenti baskısı vardır. Başarı bir kez geldiyse, tekrarı zorunluymuş gibi sunulur. Her maç, her sezon, bir öncekinin devamı sayılır. Oysa spor tekrarları sevmez.
Bu baskı altında sporcu, en basit kararları bile iki kez düşünür. Kararsızlık artar, refleksler yavaşlar. Hata, teknik bir eksiklikten değil, zihinsel gecikmeden doğar.
Başarı korkusunun en tehlikeli tarafı ise şudur; Sporcu farkında olmadan kendine yabancılaşır. Kendisini kazanan kimliğiyle tanımlar. Ve o kimliği kaybetmemek için oyunun özünden uzaklaşır.
Bu yüzden bazı şampiyonlar düşüşe geçtiğinde "aynı oyuncu değil" denir. Aslında aynıdır, sadece artık özgür değildir.
Başarı korkusu yenilmezse, başarı bir noktadan sonra ilerletmez, kilitler.
Ve belki de bu yüzden, spor tarihindeki en büyük isimler kazanmayı değil, oynamayı hiç bırakmayanlardır.



