İçeriğe geç
  • Dolar 49,7396 ▲ %0,17
  • Euro 55,7539 ▼ %0,10
  • Sterlin 66,6080 ▼ %0,06
  • Gram Altın 6.430,95 ▲ %0,10
  • Çeyrek Altın 10.532,87 ▼ %0,81
  • Gümüş 86,09 ▼ %1,27
  • Bitcoin 4.055.392 ▼ %0,33
  • BIST 100 10.917,92 ▼ %2,70

Dünya

MİA İsrail yayılmacılığına dair rapor

MİA İsrail yayılmacılığına dair rapor

Milli İstihbarat Akademisi, İsrail'in yayılmacılık politikalarının tarihsel temelleri, bölgesel etkileri ve Türkiye açısından oluşturduğu riskleri inceleyen kapsamlı bir rapor yayımladı.

Milli İstihbarat Akademisi (MİA) tarafından hazırlanan "İsrail Yayılmacılığının Anatomisi" başlıklı rapor kamuoyuyla paylaşıldı. Akademi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse'nin ön sözünü kaleme aldığı çalışmada, İsrail'in Gazze'deki eylemlerinin soykırım boyutuna ulaştığı, Batı Şeria'daki işgalin idari ilhaka dönüştüğü ve Lübnan ile Suriye'deki yayılmacı politikaların küresel istikrarsızlığı derinleştirdiği vurgulandı. Raporda ayrıca, İsrail'in Suriye'den Doğu Akdeniz'e, Kızıldeniz'den Afrika Boynuzu'na uzanan genişleme arayışının, bölgede kalıcı barışın anahtarı olan iki devletli çözümü fiilen çıkmaza sürüklediği belirtildi.

Diriliş Postası'nda yayınlanan habere göre, Köse, Türkiye'nin güvenlik anlayışının bölge devletlerinin egemenliği, toprak bütünlüğü ve kurumsal kapasitesinin güçlenmesine dayandığını; İsrail'in ise çevresindeki aktörlerin zayıf, parçalı ve müdahaleye açık kalması üzerine bir güvenlik politikası şekillendirdiğini ifade etti. Raporda, İsrail'in yayılmacılık politikalarının tarihsel, ideolojik, siyasi ve askeri temelleri ile bu politikaların bölgesel güvenlik üzerindeki etkileri detaylandırıldı. İsrail'in bölgesel hegemonya arayışı, ABD desteğinin rolü ve Türkiye açısından ortaya çıkan riskler ile izlenebilecek stratejiler değerlendirildi. Konu TRT Haber, NTV tarafından da aktarıldı.

Çalışmada, İsrail'in teolojik hak iddialarıyla yayılmacılığı meşrulaştırmaya çalıştığı, siyonist ve radikal sağ aktörlerin devlet yapısında güç kazanmasıyla bu taleplerin resmi politika haline geldiği kaydedildi. Askeri ve istihbari kapasitenin bu politikaları uyguladığı, sahada oluşan fiili durumların ise çatışmaları artırarak döngüyü beslediği aktarıldı. İsrail'in yayılmacılığının sadece askeri işgallerle sınırlı olmadığı, toprak, hukuki-idari ve demografik uygulamaların birbirini tamamladığı belirtildi. 7 Ekim 2023 sonrasında stratejide önemli bir kırılma yaşandığı ve Gazze'de soykırıma dönüşen yeni bir aşamaya geçildiği değerlendirilen raporda, bu politikaların devlet kurumları ve yasalarla kalıcı hale getirildiği, hükümet değişikliğinin tek başına yeterli olmayabileceği vurgulandı.

Raporda, İsrail'in askeri ve teknolojik kapasitesinin uzak coğrafyalarda operasyon imkanı tanıdığı ancak uzun süreli ve yoğun savaşları tek başına sürdüremediği ifade edildi. ABD/İsrail-İran Savaşı'nın, İsrail'in ABD'ye olan yapısal bağımlılığını ortaya koyduğu, ancak Gazze'deki soykırımın ABD'deki genç kuşaklarda yarattığı tepkilerin gelecekteki destek açısından belirsizlik oluşturduğu belirtildi. İsrail'in askeri üstünlüğünün kısa vadeli avantajlar sağladığı ancak kalıcı bölgesel üstünlüğe dönüşmediği, uzun vadede çevre ülkeleri alternatif güvenlik arayışlarına iteceği kaydedildi.

Çalışmada ayrıca, İsrail'in bölgesel müdahale kapasitesinin askeri varlığın yanı sıra bölgedeki toplumsal ve kimlik temelli kırılganlıklardan beslendiğine dikkat çekildi. Bu kapsamda "Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge" sürecinin, Türk, Kürt ve Arap toplumları arasındaki bağları güçlendiren stratejik bir dayanıklılık unsuru olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Sürecin, dış aktörlerin etnik farklılıkları müdahale aracına dönüştürmesini zorlaştıracağı ifade edildi. Türkiye'nin bölgesel stratejisinde devlet kapasitelerinin güçlendirilmesi, egemenlik boşluklarının azaltılması ve bölgesel dayanıklılığın artırılmasının öncelikli olduğu belirtildi.

TürkAta Haber Ajansı
Karadenizden Haber

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…