KTÜ Dekanı Kara'dan Dere Islahı Vurgusu
KTÜ Orman Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ömer Kara, 1990 Trabzon selini hatırlatarak dere ıslahının önemine dikkat çekti. Kara, suyun doğal akışını engelleyen uygulamaların taşkın riskini artırdığını belirtti.
Yoğun yağışların ardından derelere ulaşan suların yatak kapasitesini aşması, sel ve taşkın felaketlerine zemin hazırlıyor. Bu süreçte suyla birlikte sürüklenen malzemeler, ciddi can ve mal kayıplarına yol açabiliyor. Uzmanlar, büyük ölçekli afetlerin 50 veya 100 yılda bir tekrarlanabildiğine işaret ederek, dere ıslah çalışmalarının kritik rolüne vurgu yapıyor.
Haberler.com'da yayınlanan habere göre, Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Orman Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ömer Kara, konuya ilişkin değerlendirmelerinde 1990 yılında Trabzon'da Değirmendere ve Söğütlü'de yaşanan felaketleri örnek gösterdi. Kara, "Özellikle yağışların çok yoğun olduğu dönemlerde yüzeysel akışla derelere ulaşan suyun, dere yatağının taşıyamayacağı seviyelere ulaşması taşkınlara neden oluyor. Sel ve taşkınlarda bir diğer önemli husus ise suyla birlikte malzeme taşınmasıdır. Taşınan malzemelerin çarpması sonucu can ve mal kayıpları meydana geliyor. Sel ve taşkınların belirli tekerrür süreleri vardır. Büyük sel ve taşkınlar, örneğin 50 veya 100 yılda bir görülebiliyor. 1990 yılında Trabzon'da Değirmendere ve Söğütlü'de meydana gelen sel ve taşkınlarda can ve mal kayıpları yaşandı. Tabii bu konuda olumlu gelişmeler de var. Özellikle dere ıslah çalışmalarıyla birlikte, derelerde suyun kolaylıkla akabilmesi için membadan mansaba doğru akış sırasında engelleyici unsurların önüne geçilmeye çalışılıyor. Tersip bentleri ve benzeri yapılarla yürütülen çeşitli dere ıslah çalışmaları, ülkemizde sel ve taşkınların önlenmesi açısından olumlu gelişmeler olarak değerlendirilebilir" dedi.
Prof. Dr. Kara, suyun doğal akışını sürdürebileceği alanların korunmasının zorunluluğuna dikkat çekti. Dere yataklarının daraltılmasının suyun taşmasına neden olduğunu ifade eden Kara, "Bazen dere yatağının o kadar dar bir alana sıkıştırıldığını görüyoruz ki suyun oraya sığması mümkün olmuyor. Su, yatağından taşarak çevresine zarar veriyor. Suyun önündeki engelleri aşmak için bir akış yolu vardır. Bu nedenle suyun doğal akışını sürdürebileceği alanların korunması gerekiyor. Yeni düzenlemelerde bu hususa riayet edildiğinde ve suyun akışını engelleyen unsurlar ortadan kaldırıldığında olumlu sonuçlar elde ediliyor. Bazen derelerin üzeri kapatılıyor. Bunlar oldukça olumsuz uygulamalardı. Yıllar içerisinde yaşanan bu olumsuzluklardan ders çıkarılarak uygulamalar daha iyi hale getirilmeye çalışılıyor. Can ve mal kayıplarını önlemek için yerel yönetimler başta olmak üzere herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor. Özellikle sel ve heyelanların yaşandığı bölgelerde gerekli önlemler alınarak bu sürecin en az zararla atlatılması önem taşıyor. Batı Karadeniz Bölgesi'nde de geçmiş dönemlerde birçok sel ve taşkın meydana geldi. Özellikle Batı Karadeniz ve Doğu Karadeniz'in yanı sıra Akdeniz Bölgesi'nde, Antalya çevresinde de sel ve taşkınlara rastlanıyor. Bu olaylarda meteorolojik faktörler, yağışlar, topoğrafik özellikler, insan etkisi, jeolojik yapı ve arazi kullanımı ortak bir bileşen olarak sel ve taşkınların hem oluşumunu hem de yol açtığı zararın boyutunu belirliyor" diye konuştu.
TürkAta Haber Ajansı